kayataner 31 Takipçi | 15 Takip
Kategorilerim
Diğer İçeriklerim (47)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (31)
11 04 2011

Türkiye'de Yerleşmenin Tarihi

Türkiye'de Yerleşmenin Tarihi |  görsel 1

 

                                Türkiye’de Yerleşmenin Tarihi

 

Türkiye, yerleşme coğrafyası ve tarihi bakımından, dünyanın önde gelen zengin geçmişli ve o geçmişin mirasına sahip bir ülkedir. Türkiye’de kültür tarihinin günümüzden neredeyse 400.000 yıl önceleri başladığı, Asya ve Avrupa kıtalarının iskânını gerçekleştiren Afrika kökenli Homo erectus türü insanın uzun bir süre boyunca, İstanbul Küçükçekmece yakınlarındaki Yarımburgaz mağarasını barınak olarak kullanmış olmasından ve ülkenin diğer yörelerinde karşılaşılan buluntulardan anlaşılmaktadır.


Paleolitik’te (Eski Taş Devri): Mağaralarda, kaya sığınaklarında ve açıkta yaşayan insan toplulukları olmuştur. Toros Dağları, Amanoslar ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bazı kesimleri, Paleolitik dönemi insanının yaşamak üzere tercih ettiği alanlardır. Antalya-Karain, Adıyaman-Palanlı, Gaziantep-Şarklı, Hatay-Kanal, Merdivenli, Üçağızlı mağaraları en eski barınak örnekleri olarak gösterilebilir

Neolitik (Yeni Taş Devri):  Toplayan/avlayan, sonra üreten/evcilleştiren ve yerleşmiş insanın ihtiyaçları; keşifleri, buluşları ve arayışları da beraberinde getirmiştir. Neolitik, yani insanın yerleşik hâle gelerek tarım yapmaya başladığı dönem, Anadolu topraklarındaki insan topluluklarının beyinsel gelişmeleri sonucunda, becerilerinin arttığı, evlerle birlikte (çanak-çömlek vb) çeşitli ev aletlerinin yapıldığı, hayvan kılları ve bitki liflerinden dokuma ürünlerinin elde edildiği bir dönemi ifade eder.

Kalkolitik çağda (M.Ö.4750–3000 yılları arası) daha önce önemini kısmen devam ettiren avcılık, büyük ölçüde değer kaybetmiş, bakırdan yapılan aletler, taştan yapılanların yerine geçmeye başlamıştır. Sayıları bilinmemekle beraber, genelde yerleşme sahalarının sınırları genişlemiş ve yerleşmeler gelişmiştir. Neolitik yerleşmelere ek olarak, Mersin’in KB’sındaki Yümüktepe, İstanbul Fikirtepe, Samsun İkiztepe, Amik ovası ve Göller yöresinde bu dönemi simgeleyen yerleşme kalıntıları tespit edilmiştir. 

Eski Tunç çağında (M.Ö.3000–2000 yılları arası):  Aynı veya farklı ortamlarda yaşayan insanların ihtiyaç fazlası malların değiş tokuşu, bu malların bir yerden başka bir yere ulaştırılması, el değiştirmelerin belirli zamanlar ve yerlerde yapılır hâle gelmesi, yerleşmenin zorunluluklarının dışına taşmasına yol açmıştır. Türkiye’de kalay madeninin olmamasına rağmen, bakır ile kalayın karıştırılarak elde edilen tunçtan eşyaların arkeolojik kalıntılar arasında ele geçirilmesi, Eski Tunç çağında ticaretin gelişmeye başladığı ve uzak mesafelere uzandığını göstermektedir. Bu dönemin izlerini Beycesultan (Çivril yakınlarında), Gözlükule (Tarsus’ta), Alişar (Sorgun ilçesinde), Alacahöyük (Alaca ilçesinde) ve Trova’da (Çanakkale güneyinde) görmek olasıdır.

 

Zamanla gelişen ve hacmi artan ticarî organizasyonların birtakım kurallarla yapılması, ticaretin aksamaması için yolların ve yerleşmelerin güvenliği gibi konularda uğraşacak kimselerin belirmesiyle, yönetici ve ona bağlı güvenlikçilerin doğması, yerleşmelerden bazılarına yeni fonksiyonlar yüklemiştir.


Yerleşme coğrafyası açısından İlkçağın en belirgin özelliği, Mezopotamya ve Mısır’da olduğu üzere, Anadolu’da da köylü-şehirli dolayısıyla köy-şehir kavramları belirginleşmiş, özellikle kentlerin işlevlerinin gelişmiş olmasıdır. Ulaşım, ticaret ve kısmen imalat faaliyetleri, bu devrede yerleşmelerin kimlik kazanmasında etkin rol oynamışlardır.

Roma devrinde, Anadolu toprakları yeniden canlanışa tanık olmuş, bu devirde yeni yol ağı ve şehirler inşa edilmiştir. Roma döneminin ardından Ortaçağ’ın uzunca bir bölümünü Bizans egemenliğinde geçiren Anadolu, ticaret yollarının burada düğümlenmesi nedeniyle kazançlı çıkmış, ticaret şehirleri biraz daha gelişmiştir. Ama XII. yüzyılda yeniden canlanan Avrupa’nın rekabeti, Bizans kentleri gibi devletinin de sonu olmuştur. 

Anadolu’ya 1071 Malazgirt savaşından önce başlayan, ancak zaferle hızlanan Türk boylarının göçüyle, Hıristiyan kır nüfusu yerlerinden edilmemiş, seyrek yerleşme dokusu arasındaki boşluklara Türk köyleri kurulmuştur. 

Selçuklu Türkiye’sinde kentler, medreseler, camiler, kervansaraylarla yeni kimlik ve görüntülere sahip olmuşlardır.

Dağlık, ıssız sahalara çekilerek konar-göçer bir hayat sürmeye başlayan bir kısım Anadolu köylüsü, XVIII. Yüzyılda yeniden yerleştirilmeye çalışılmış, daha sonra Kafkas, Balkan ve Kırım diyarlarından gelen göçmenler, jjjöyler yanında göçmen (muhacir) köylerinin ortaya çıkışına neden olmuşlardır. 


Kaynak: Prof. Dr. Ertuğrul Murat ÖZGÜR

 

Bölgesel Coğrafya Anabilim Dalı

 

 

863
0
0
Yorum Yaz